Mar 19, 2012

Hapishaneler Ne İçin Var?

Mar 19, 2012 0



Bugün Türkiye’de ve dünya genelinde hapishaneler, yalnızca birer ceza infaz kurumları olmaktan öte, kendi içinde gerçekleşen hak ihlalleri ve suç teşkil eden uygulama alanları olarak da sivriliyor. Hapishanelerde yaşananlar ceza infaz sistemleri kadar, toplumun geri kalanı için pek çok yönden açıklayıcı bir yana sahip.

Çok yakın bir geçmişte Pozantı Cezaevi’ndeki çocuk mahpusların taciz ve tecavüz tanıklıkları gündeme geldi (http://bianet.org/bianet/cocuk/136468-pozanti-cezaevinde-cocuklara-cinsel-istismar-iddiasi). 2009 senesinde Pozantı Cezaevi, uyuşturucu sattığı iddiasıyla tutuklanan 16 yaşındaki bir çocuğun ölümüyle dikkat çekmişti (http://bianet.org/bianet/insan-haklari/116534-oldurulen-cocugun-ardindan-gozler-yine-pozanti-cezaevinde). Öte yandan, Hatay E Tipi kapalı cezaevinde tutuklu bulunan bir kadın, bir erkek gardiyanın tacizine uğradığını söyleyerek İnsan Hakları Derneği’ne başvurdu (http://www.bianet.org/bianet/insan-haklari/136794-hatay-cezaevinde-taciz-iddiasi). 9 Mart 2012 tarihli yazısında Serhat Korkmaz, Ankara Sincan Gençlik ve Çocuk Cezaevi’nde çocukların maruz kaldığı şiddet olaylarını yazdı (http://bianet.org/bianet/insan-haklari/136799-sincannin-pozantidan-farki-ne). Bianet’in haberinde tırnak içinde belirtilen, “en güvenli cezaevi” olarak ünlenmiş olan Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan 25 yaşındaki erkek mahpus ise, aylarca dört tutuklunun tecavüzüne uğradı (http://bianet.org/bianet/insan-haklari/136778-en-guvenli-cezaevinde-tecavuz). Ne yazık ki Türkiye cezaevlerinde süregiden benzeri şiddet eylemlerinin listesini epeyce uzatmak mümkün.

Bianet’in haberinde yer aldığı haliyle, “en güvenli cezaevi” imasının oldukça haklı gerekçelerle bir ironi içerdiğini belirtmek gerekir. Günümüzde hapishaneler, teorik açıdan bakıldığında toplumun genel “güvenliğini” sağlamak için işlev görmektedir; ne var ki hapishanelerin yapısal organizasyonları, yaşamsal ve mekansal açılardan toplumdan izolasyonu, bu kurumlar dahilinde belirli “güvensizliklerin” yeniden üretilmesine sebebiyet vermektedir. Bu bağlamda hapishanelerdeki şiddet eylemlerinin tamamının medyaya yansımadığını, bugün buzdağının görünen kısmıyla meşgul olduğumuzu belirtmekte fayda var. Türkiye’de ve dünya ölçeğinde hapishanelere dair ciddi sorunlar söz konusu; bunlardan en önemlileri, kimi zaman devlet görevlileri kimi zaman ise mahpuslar tarafından hapishanelerde gerçekleştirilen şiddet eylemleri, hapishanelerin aşırı kalabalıklaşması ve toplumun hapishanelerde olan bitenlere yönelik genel duyarsızlığı. Bugün toplumda “suç” olarak telakki edilen eylemler artarken, hapishaneler giderek daha kalabalık hale gelmekte. Ne var ki, toplum genelinde suç oluşturan eylemlerin ötesinde, teorik olarak “suçluyu düzeltme” işlevi gören hapishane mekanları dahilinde işlenen suçlar azalmak bilmiyor. Bu durum da, şu soruyu eleştirel bir bakışla ele almayı gerektiriyor: Hapishaneler ne için var?

Modern Hapishanenin Geçmişi
Avrupa’da 19. yüzyıla kadar mahkumlar, ucuz iş gücü potansiyeli olarak görülmekte ve özellikle sömürgeleştirilmiş üçüncü dünya ülkelerindeki pazarlara yönelik işlev görmekteydi. Mahpusluğun bu sabit olmayan, izole edilmeyen ve gezici bir suretle köleleştirilen fonksiyonu, 19. yüzyıla etki eden insan odaklı Aydınlanmacı düşüncenin etkisiyle ceza infazının kurumsallaşmasına yol verdi. Michel Foucault’nun detaylıca analiz ettiği gibi, bu süreçte kurulan sıkı denetimli hapishaneler, mahkumları yalnızca cezalandırmaktan öte, onları sürekli bir gözetim mekanizmasına tabi tutarak “rehabilite etmeye” yönelik bir amacı beraberinde getirmişti. Hapishanelerin kurumsallaşmasını hedefleyen bu düşünceye göre toplumsal ilerleme, ancak ve ancak suç işlemiş mahkumların hapishaneler yoluyla iyileştirilmesiyle mümkün olabilirdi.

Liberal düşünür Jeremy Bentham’in öne sürdüğü “Panoptikon” tarzı hapishane modeli, geometrik bir mimariden başka hiçbir tekniğin kullanılmadığı bir hapishanede mahkumların oto-kontrol mekanizmaları geliştirmesini hedefliyordu: Daire şeklinde inşa edilmiş hücrelerle beraber, bu dairenin tam ortasında yükselen bir gardiyan kulesi ile hücrelerdeki mahkumların gardiyanları göremeyecek şekilde konumlanması sağlanmıştı.

Bu modele göre mahkumlar, her an gözetleniyor olma endişesi ile “yanlış” bir davranışta bulunmayacaklardı, hatta ve hatta bu gözetlenme hissi sayesinde gardiyana bile gerek kalmayacaktı. Bu hapishane modeli büyük ölçüde teorik biçimiyle kaldı ve “panoptikon” modeli 1919’da Louisiana’da kurulan Stateville Hapishanesi ve Pittsburgh’deki Western Penitentiary dışında uygulama alanı bulamadı. Ne var ki hapishanelerin kurumsallaşması ve disiplin alanları haline gelmesi, 19. yüzyılın ortalarından itibaren gerçekleşti ve “panoptikon” ruhu, giderek artan güvenlik teknolojileriyle işlev kazandı.

İnsanı merkeze koyan aydınlanma düşüncesiyle ortaya çıkan “toplumu reforme etme” şiarının ceza sistemlerindeki izdüşümü olarak “suçluyu rehabilite etme” amacının, hiçbir zaman tam manasıyla gerçekleşmediğini, panoptikon anlayışının devletin mahpuslar üzerinde tahakkümü yönünde evrildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Mahpusu “düzeltme” amacı, belirli toplumsal normlar ekseninde bir çabaya işaret eder ve bu normların neye göre belirleneceği tartışma konusudur. Ancak bu noktada dikkat çekici olan, bianet’in haberinde de kinaye yoluyla vurgulandığı gibi, ülkenin en “güvenli” hapishanelerinde mahpusların ve devlet görevlilerinin suç işleyebildiği gerçeği ve bu gerçeğin özellikle “yoksulluk” ekseninde eleştirel bir analize tabi tutulması gerekliliğidir.

İçeriden Dışarıya Taşan Panoptikon
Sosyolog Loïc Wacquant, günümüzde “hapishanelerin gettolaştığı” bir sürecin yaşandığını belirtir. ABD toplumundaki gözlemleri ışığında Wacquant’a göre hapishanelerdeki her on mahpustan yalnızca bir tanesi hapishaneye girdiğinde iş sahibidir. Bu istatistik hapishanelerin, neo-liberal ekonominin ihtiyacından arta kalan vasıfsız iş gücüne ev sahipliği yaptığı sonucunu ortaya koyar. Geçtiğimiz 20 yıl içerisinde ABD’de hapishanelerin özelleşmesi ve ciddi kar üreten kurumları haline gelmesiyle Wacquant, kentsel alanın mutenalaşmasıyla birlikte gettoların kaybolmaya yüz tuttuğunu, “güvenlik toplumuna” geçiş paralelinde ceza infaz oranının yükselerek gettoların adeta hapishanelere taşındığını anlatır. Bu süreçte ABD’de hapishane nüfusunda müthiş bir artış yaşanır; öyle ki, 1960‘larda beyazlar hapishane nüfusunun %70‘ini oluştururken bu oran, 1980‘lerden günümüze siyahlar yönünde evrilmiştir. Günümüzde 2,292,133 rakamına ulaşan mahpus sayısının yaklaşık %70 gibi ciddi bir oranı siyahi mahpuslardan oluşmaktadır.

Wacquant’a göre güvenlik toplumuna geçişle birlikte siyahi mahpus sayısının büyük bir ivmeyle artması, neo-liberal ekonomi ile alakalı olduğu kadar siyahi vatandaşlara yönelik ırkçı kökenleri olan toplumsal ayrımcılıkla da yakından bağlantılıdır. Bu noktada  panoptikon, hapishane içinden çok, hapishane dışına yönelir. İki örnek oldukça dikkat çekicidir: İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte Illinois, Florida ve Texas eyaletleri, mahpsuların suç dosyalarını online olarak erişime koyar, böylelikle tahliye olan mahpuslar bu araştırma veritabanı yüzünden hayatlarının her alanında büyük ayrımcılığa maruz kalırlar. Louisiana’da gerçekleşen bir diğer örnekte ise cinsel taciz veya tecavüz suçundan ötürü hüküm giymiş eski mahpuslar, tahliye olduktan sonra varsa ev sahiplerine, bölgesindeki eğitim kurumlarına ve tahliye olduktan sonra 30 gün içerisinde yerel gazeteye tahliye olduğuna yönelik bilgi ve ilan vermekle mükellef kılınır; bu süreçte birçok eski mahpusun intihar ettiği görülür.

Hapishaneler ve Yoksulluk Döngüsü
Wacquant’ın tabiriyle tarihin ilk “hapishane toplumu” olan ABD’de mahpusların, işledikleri suçlardan ötürü ömür boyunca dışlanmaları, hapishanelerin ne için var olduğu sorusuna da ışık tutar: Mahpusluk durumu, özellikle mahpusluk-sonrası dönemle birlikte düşünülecek olursa temel olarak sınıf-bazlı belirli dışlanma dinamiklerini görünür kılar. Mahsus Mahal Derneği’nin 2011 yılında yayınladığı “Eski Mahpusların Topluma Katılımı Raporu”na göre (http://www.mahsusmahaldergisi.com/?p=176) Türkiye’de 122,404 mahpus bulunmaktadır. Raporun sunduğu verilere göre hapishanede bulunan mahpusların, dışarıda ortalama seviyede olan 11 yaşındaki bir çocuktan, %48‘inin okuma becerisi yönünden, %80’inin yazma becerisi yönünden daha düşük seviyede olduğu gözlemlenir.

Mahpusların yarısının, herhangi bir iş için gerekli hiçbir beceriye sahip olmadığı, sadece 1/5’inin bir iş başvuru formunu doldurabilecek düzeyde olduğu belirtilmektedir. Mahpusların üçte ikisi hapishane girdikleri anda işsizdir. Adalet Bakanlığı verilerine göre kalanların üçte ikisinin de, hapishane girdiği andan itibaren geçen süre içerisinde işlerini kaybettiği görülür. Tahliye edilen mahpusların %30’unun gidecek hiçbir yeri yoktur. Adalet Bakanlığı verilerine göre 18 yaş altı çocukların %68.6’sı salıverilmelerinden sonraki bir yıl içinde, 18-20 yaş arası gençlerin %70’inin ise salıverildikten sonra 2 yıl içinde yeniden ceza aldığı anlaşılmıştır. 16-20 yaşlarındaki çocuk ve genç mahpusların %85’inde kişilik bozukluğu, erkek mahpusların %72’sinin, kadın mahpusların %70’inin, iki veya daha fazla akıl ve ruh sağlığı sorunu olduğu bilinmektedir.

Bütün bu rakamlar, Türkiye’de hapishanelerin toplumsal hiyerarşinin alt katmanlarına barınaklık edişi hakkında çok önemli bilgiler vermektedir. Bu hiyerarşinin sabitlenmesinde, hapishane mekanının getirdiği travma ve izolasyon kadar, hapishane sonrası süreçte yaşanılan yoksunluk da büyük rol oynar. Bir mahpus, tahliye olduktan sonra topluma yeniden katılabileceği gerekli imkanlar sunulmadığından, kendini çok yönlü bir mahrumiyet halinde ve dolayısıyla suç zinciri içerisinde bulur. Mahpusun toplumsal hayata katılımını engelleyen bu yoksunluk hali, hapishaneye girerken yoksul olan ve hapishane sürecinde yoksullaşmaya devam eden mahpusların daha öte dışlanmasına yol açar.

Geçtiğimiz dönemde gündeme gelen Pozantı Cezaevi’ndeki taciz ve tecavüz tanıklıkları, bu kısır döngü içerisinde en fazla mağduriyet duyan kesmin, özellikle Kürt etnik kimliğine mensup çocuklar ve gençler olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir. Işıl Cinmen’in haberinde yer aldığı üzere, cezaevinde şiddete maruz kalan oğlunun Sincan’a nakledileceğini öğrenen baba Reşit Kutlu, aylık 600 lira kazancının olduğunu belirtiyor ve oğlunu nakledileceği Ankara Sincan’da ziyarete gidecek maddi imkanlardan yoksun olduğundan yakınıyordu (http://bianet.org/bianet/bianet/136684-600-lira-maasla-sincana-gidilir-mi). Çocuklarda kişisel ve fiziksel gelişim bozukluğuna sebebiyet verecek hapsedilme durumunun yanı sıra, en fazla ihtiyaç duydukları bir dönemde ailelerinden ayrı tutulmaları, hatta yoksul ailelerin başka bir kentte çocuklarını ziyaret edecek maddi imkanlardan mahrumiyeti, mahpusluğun yoksunluk ile bir kat daha eklemlenmesine sebebiyet veriyor.

Kamuoyunda “taş atan çocuklar” olarak geçen, bir şekilde şiddet kültürü içerisinde yetişen çocukların hapsedilmesi, bu süreçte gerek etnik kimliklerinden gerekse çocuk olmalarından ileri gelen belirli şiddet olaylarına maruz kalmaları, bu çocukların gelecekte toplumsal yaşama katılımını imkansız hale getirmek suretiyle onları yoksulluk ve yoksunluk zincirine hapsetmekte. Bu açıdan bakıldığında mahpusluk-sonrası sürecin, mahpusluk sürecinden daha büyük bir ceza haline geldiği gözlemleniyor.

Suç Üreten Hapishane Mekanı
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi, "Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi 2011 Yılı Cezaevleri Raporu”nda belirtildiği gibi (http://bianet.org/bianet/insan-haklari/136932-256-hasta-mahpus-tahliye-bekliyor), bölge hapishanelerinde 106’sı ölüm sınırında olmak 256 hasta mahpus mevcut. 147 kişi derneğe işkence başvurusu yaparken, 96 kişinin haberleşme ve iletişim haklarından belirli sürelerce yoksun bırakıldığı gözleniyor. 13 kişinin intihar sebebiyle hayatını kaybetmesi söz konusu. İHD raporunda detaylıca değinilen hak ihlalleri ve mağduriyetler, Pozantı, Hatay ve Silivri’de yaşananlar ile beraber düşünüldüğünde, hapishanelerde süregiden iki tür şiddet eylemini gözler önüne sermekte. Bunlardan birincisi mahpusların diğer mahpuslara uyguladığı şiddettir ki bu durum, Wacquant’ın tabiriyle “hapishanelerin gettolaştığını”, suçu ve mağduriyeti önlemekten ziyade bunları yeniden üreten alanlar haline geldiğini gösterir. İkincisi, iddia edildiği üzere hapishanelerdeki bazı devlet görevlilerinin gelişigüzel uygulamalarla mahpuslar arasında gerçekleşen şiddet eylemlerine göz yummaları, yahut kendilerinin bizzat şiddet uygulamalarıdır. Bu durum, hapishanelerin suç üreten yerler haline geldiğini bir kez daha kanıtlamakla birlikte, devlet kurumu olan hapishanelerdeki “devletin” varlığını sorgulamak için ciddi bir alan açar.

Hapishane çalışanlarının özellikle insan hakları noktasında eğitimsizliği ve mahpuslara yönelik önyargılarının da ötesinde süregiden bir iktidar hiyerarşisinin tepesinde yer almaları onların, bizatihi bu hiyerarşinin altında konumlanan mahpuslara karşı gelişigüzel uygulamalarda bulunmalarına zemin hazırlar. Bir insanın hapsedilmesi, onun demokratik ve insani haklarından mahrum kalması anlamına gelmez; ancak günümüzde hapishanelerdeki bazı uygulamalar şunu gösterir: Esas olarak kanunu uygulaması beklenen mekanlar olarak hapishaneler, gerek ABD’de gerekse Türkiye’de yaşanan örneklerin işaret ettiği gibi, Wacquant’ın tabiriyle “kanun dışılığı yeniden üreten kurumlar” olarak göze çarpmaktadır.

Toplumsal Hiyerarşiyi Çizen “Ceza Devletine” Doğru
Sonuç olarak Türkiye’de ve dünyada, hapishanelerin neden var olduğunu ciddi biçimde sorgulamak gereken bir süreç yaşanıyor. Türkiye’de 2006 senesinden bu yana Adalet Bakanlığı’na bağlı Denetimli Serbestlik Şube Müdürlükleri altında çalışan koruma kurulları, eski mahpusların topluma yeniden katılımı noktasında faaliyet göstermekte. Ancak bu alanda, mahpuslara karşı duyulan önyargılar ve bu hizmetlerin mahpuslara ulaşması noktasında ciddi aksaklıklar yaşanmakta. Öte yandan, 1987 yılında 4857 sayılı iş kanununun 30. maddesi ile belirtilen 50 ve üstü sayıda işçi çalıştıran kurumlarda hem kamu (%2) hem de özel sektörde (%1) eski hükümlü çalıştırma zorunluluğunun, Mayıs 2008 tarihinde çıkarılan “İstihdam Paketi”nde belirtildiği şekli ile özel sektörde kaldırıldığı bir süreci yaşıyoruz.

Yeni düzenlemeye göre özel sektör, bundan böyle eski mahpusları istihdam etmek zorunda değil, bu da eski mahpusların neo-liberal ekonomik düzende yoksulluk ve yoksunluk bazlı dışlanmalarını artırmış durumda. Bugün medyada yer aldığı haliyle ve yapılan araştırmalar sonucu elde edilen istatistiki bilgilerle giderek daha yoksul bir kesme barınaklık ettiği aşikar olan hapishanelerin, esas kurgulanma amacı itibariyle suçu önleme ve suçluyu cezalandırarak toplumu iyileştirme fonksiyonunu yitirdiği, yalnızca suçu cezalandırmakla da yetinmeyerek, hapishane mekanı içerisinde şiddetin yeniden üretilmesine engel olamadığı bu süreç, “güvenli hapishane” mitini deşifre ederken, güvenlikli toplumun maddi ve kültürel göstergelerle örülü hiyerarşisini de yeniden üreten bir hüviyete bürünüyor.

Bugün itibariyle bir mahpus için devletin ayırdığı yıllık maliyet miktarı Türkiye’de 9.230 dolar. Aynı rakam ABD’de 20.000 ila 25.000 arasında değişirken, İngiltere’de 63.900, Danimarka’da ise 141.292 dolar miktarında. Türkiye hapishanelerinde bugün 122.404 mahpus kalıyor ve Türkiye, en fazla mahpus barındıran ülkeler sıralamasında ABD, Çin, Rusya, Brezilya, İran ve Ukrayna’nın ardından 7. sırada yer alıyor. İngiltere ve Danimarka ülkelerine kıyasla, Türkiye’deki mahpus sayısının yüksek miktarı göz önünde tutulduğunda, hapishanelerin devlet maliyesi için ciddi bir yük teşkil ettiğini gözlemlemek mümkün. Buna rağmen, mahpuslara yönelik psikolojik ve yaşamsal desteğin sağlanması ve nihayetinde toplumun çocuk, genç, yoksul ve yoksun kesimlerinin hapishane sonrası süreçte yeniden suça yönelmesinin önüne geçilmesi sistemli bir politika haline gelemiyor. Devlet kurumunun, sırtına binen ve gün geçtikçe katlanan bu mali yük dururken, hapishanelerin suç üreten mekanlar halinde evrilmesine müdahale etmemesi anlaşılması güç ve çelişkili bir durumu işaret ediyor.

Zeynep Ünal, 27 Şubat 2012 tarihli yazısında Pozantı Cezaevi’ndeki çocukların “göçe zorlanmış yoksul ailelerin yalnız çocukları” olduğunun altını çizerken, çocuk mahkumların sayısının giderek artacağını ifade etmiş ve haklı bir soru yöneltmişti: Bir çocuğun suçu ne olabilir? (http://bianet.org/bianet/bianet/136491-bir-cocugun-sucu-ne-olabilir) Yoksulluk ve şiddet ikliminde büyüyerek “taş atan” veya herhangi bir şekilde “suç” teşkil eden eylemlere girişen çocukların, yoksunluk koşulları dahilinde suça meyleden gençlerin geri dönüşümsüz bir zincir şeklinde cereyan eden suçun kısır döngüsü dahilinde, bundan böyle gettolaşarak mekansal bütünlüğünde suçu yeniden üreten hapishanelere kapatılıp cezalandırılmaya değil, psikolojik yardıma ve geleceklerini yeniden kurabilmeleri için yaşamsal desteğe ihtiyaçları var.

Geleceğe yönelik bu üretkenliği yoksul ve yoksun mahpuslara sağlayabilecek kurumların, günümüzün giderek gettolaşan hapishaneleri olmadığı aşikar. Bugün sosyal devlet, Wacquant’ın tabiriyle “ceza devleti” (penal state) şeklinde dönüşürken, Aydınlanma düşüncesinin gözetleme odaklı “panoptikon” anlayışı, hapishane mekanları içerisinde eyleme geçmekten ziyade, hapishane dışındaki sınıfsal hiyerarşiyi barındıran toplumsal alanda işlevselleşirken, toplumun yoksul ve yoksun kesimlerini telafi edilemeyecek dışlanma mekanizmalarına tabi tutuyor. ABD ve Türkiye örnekleri, yoksulluk sınırlarını keskinleştiren bir güvenlik toplumuna dahil ceza infaz sistemlerinin, bu süreci tersine çevirmeye yönelik adım atmaktan imtina ettiğini gösteriyor. Mevzu bahis çelişkili durum ancak ve ancak toplumsal hiyerarşide yoksulluğun, özellikle Pozantı’daki çocuklar özelinde Kürt çocukların çok yönlü mağduriyet hallerinin yeniden üretilmesi ve toplumsal-sınıfsal hiyerarşinin sabitlenmesi tutumuyla açıklanabilir bir hale geliyor.

Kaynaklar
Loïc Wacquant. 2001. “Deadly Symbiosis: When Ghetto and Prison Meet and Mesh” Punishment & Society, vol 3(1):95-134.
Loïc Wacquant. 2012. “The Prison is an Outlaw Institution”, Howard Journal of Criminal Justice, Vol. 51(1): 1-15.
Mahsus Mahal Derneği, “Eski Mahpusların Topluma Yeniden Katılımı” Proje Raporu http://www.mahsusmahaldergisi.com/?p=176
Michel Foucault. 1995. Discipline and Punish: The Birth of the Prison. New York: Vintage Books.          

Feb 11, 2012

Eski Mahpusların Topluma Yeniden Katılımı Raporu (Integrating Ex-Prisoners to Society Report)

Feb 11, 2012 0
Aytekin Yılmaz tarafından hazırlanan rapor Mahsus Mahal Kitaplığı'ndan yayınlandı.

The report was prepared by Aytekin Yılmaz and published by Mahsus Mahal Books. Based on interviews and participant observation, the report covers the problems of ex-prisoners in Turkey especially with regards to issues such as unemployment, poverty, lack of self-confidence and potential health problems they suffer. It finally offers solutions to these problems. Unfortunately the report is in Turkish.)

link for the report


ESKİ MAHPUSLARIN TOPLUMA YENİDEN KATILIMI
“Bir mahpus asıl hapisten çıktıktan sonra
cezalandırılmaya başlar”
Uzun yıllar  mahpusluğun ardından dışarıda sabıkalı bir geçmişle yaşamanın zorluklarını yaşamayanlar anlayamazlar. Bu sıkıntıyı yaşayanların sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu sorunu gündemimize alıp  bir proje başlattık. Projenin hedef kitlesi uzun yıllar hapis kaldıktan sonra dışarı çıkmış eski mahpuslardı. Hapishanelerde uzun yıllar kaldıktan sonra dışarıya çıkmış, bu sorunları her gün birebir yaşayan eski mahpus dernek kurucu üyelerimiz vardı. Derneğimizin eski mahpuslar tarafından kurulmuş olması, projenin avantajlarından biriydi. Dernek üyesi eski mahpuslar, maruz kaldıkları sorunlara çözüm bulmak için yola çıkmış oldular. Bir diğer avantajımız ise derneğimizin İstanbul İl Koruma Kurulu üyesi olmasıydı. 2006’dan beri Adalet Bakanlığı Denetimli Serbestlik Şube Müdürlükleri bünyesi içinde faaliyet yürüten koruma yardım kurulları çalışma amacını, eski hükümlülerin topluma yeniden katılımını sağlamak olarak tarif ediyor. Böylesi bir kurulun varlığını önemsemek gerekir. Mevcut konumlarıyla işlevsiz olduklarını söyleyebiliriz. Projenin önemli hedeflerinden biri de bu kurulların daha işlevsel olmasını sağlamaktır. Eski mahpus olmanın bütün sıkıntılarını yaşayan biri olarak bu kurulların varlığını anlamlı buluyorum. Hapishane sonrası mahpusların yardım alabileceği bir kurumun olması önemsenmelidir. Hatta daha önceleri bu kurulların olmamasını eleştirmek gerekir. Çünkü 2006 yılı çok yeni bir tarih. AB süreci kapsamında model olarak İngiltere’den alındığı söyleniyor. Orada 100 yıl önce kurulmuş. Bu kurulların işlevsiz olmasında henüz yeni olmasının etkisi olabilir. Daha başka sorunlarının olduğunu söyleyerek şimdilik geçelim.

Öncelik olarak projenin hedef kitlesi eski mahpuslar üzerinde durmamız daha doğru olacaktır. Eski mahpus gerçeği üzerine bir şeyler söylemek için de Türkiye hapishanelerindeki mahpus gerçeğini irdelememiz gerekir. Geçmiş yıllarda bu gibi konularda veri çalışmalarının yapılmamış olması bizi düşündürdü. Hapishaneleriyle bu kadar sorunlu olan bir ülkenin böylesi bir sorun üzerine kafa yormamış olması eleştiri konusu olmalıdır.

Proje çalışmalarına başladığımız günden itibaren gerek eski mahpuslarla, gerekse Adalet bakanlığı, koruma kurulları ve sivil toplum örgütleriyle yaptığımız tüm görüşmelerde eski mahpus profili çıkarmaya çalıştığımızı dile getirdik. Özellikle sivil toplum örgütlerinin bu soruna çok uzak olduklarını gözlemledik. Hapishaneler üzerine sivil örgütlerin sayısının azlığı dikkatimizi çeken bir başka gerçek oldu. Hapishaneleriyle sürekli sorun yaşayan bir ülkede sivil toplum örgütlerinin daha duyarlı olması ve çalışmalarını bu alanda da geliştirmeleri gerekiyor.

Hapishanedeki Mahpus Profili

Toplumda eski mahpus gerçeğinin izini sürerken, her defasında hapishane olgusuyla karşılaştık. Hapishaneye dair en küçük bir şey yapmaya kalkışmanız durumunda resmin bütünüyle uğraşmak gerektiğini anlıyorsunuz. Eski mahpus gerçeği de bir hapishane olgusu ve sonucudur. Bu nedenle olsa gerek eski mahpuslar üzerine bir şeyler yapmaya çalışırken bütün izler bizi hapishaneye, oradaki mahpus gerçeğine götürdü. Biz de oradan başladık. Öncelik olarak hapishanelerdeki mahpusların düzeyine bakalım,
2010 yılı verilerinden yola çıkarak Türkiye hapishanelerinde mahpus gerçeği hakkında şu bilgilere ulaşıyoruz;

  • 2010 yılı itibariyle hapishanede bulunan mahpusların, dışarıda ortalama seviyede olan 11 yaşındaki bir çocuktan, % 48’i okuma becerisi yönünden, % 80’sinin yazma becerisi yönünden daha düşük seviyede
olduğu anlaşılmıştır.
  • Mahpusların, yarısının herhangi bir iş için gerekli hiçbir beceriye sahip olmadığı, sadece 1/5’inin bir iş başvuru formunu doldurabilecek düzeyde olduğu ise başka bir gerçek.
  • Tahliye edilen mahpusların % 30’unun gidebilecek herhangi bir yeri olmadığı;
  • Mahpusların 2/3’sinden fazlasının hapishaneye girdikleri zaman işsiz olduğu;
  • Yaklaşık 2/3’sinin  hapishanede kaldıkları süre içinde işlerini kaybettiği anlaşılmıştır. (Adalet Bakanlığı CTEGM verileri)

Bir başka gerçek ise,
  • Erkeklerin 2/5’si;
  • Kadınların 1/4’i  evde şiddete maruz kaldıklarını söylemektedirler.

Mahpusların Akıl Sağlığı

  • Erkek mahpusların % 72’sinin, kadın mahpusların % 70’inin, iki veya daha fazla akıl ve ruh sağlığı sorunu olduğu;
  • 16-20 yaşlarındaki mahpusların % 85’inde kişilik bozukluğu, % 10’unda çeşitli ruhsal rahatsızlıklar olduğunu Adalet bakanlığı CTEGM verileri açıklıyor.

Hapishaneye Geri Dönüşler
  • Çocukların (18 yaş altı) % 68,6’sının salıverilmelerinden sonraki bir yıl içinde;
  • Gençlerin ise (18-20 yaş) % 70’inin salıverildikten sonra 2 yıl içinde yeniden ceza aldığı anlaşılmıştır.
  • Mahpus  kadınların % 66’sının kendilerine bağlı olan 18 yaşından küçük çocuğa sahip olduğu;
  • Ayrıca 1/3’inin evlerini ve mülkiyetlerini hapishanede bulundukları esnada kaybettiklerini yine Adalet bakanlığı CTEGM 2011 verilerinden öğreniyoruz.

32 Büyük Hapishanede Suçlara Göre Mahpusların Durumu
Uyuşturucu %17
Hırsızlık %14
Adam Öldürme %11
Gasp %10
Siyasi davalardan %7
Örgütlü suç %4
Diğer %34
Mahpus profiline bakıp da hapishanelerin durumuna bakmamak olmaz. Bugünün eski mahpusu nasıl bir hapishaneden tahliye oluyor. 2005’ten beri hapishaneler üzerine yaptığımız projeler sonucunda, derneğimizin arşivinde kapsamlı dokümanlar oluştu. 2006’dan beri dönem dönem hapishane ziyaretlerimiz oluyor. Her tipten 15 hapishane gezdik ve bazı izlenimlerimiz oldu. Bu izlenimlerimiz bir rapor olarak da okunabilir.

Her hapishanenin, genel sorunlar dışında, kendine özgü sorunları bulunmaktadır. Hapishanelerde var olan eski personellerle  çalışmak ciddi bir sorun olarak görünüyor. Yeni tretmanlara uymakta zorluk yaşayan bir personel sorunu yaşanmaktadır. Bu personelin mesleki eğitimden geçmesi gerekiyor. Birçok hapishanede kapasitenin üzerinde tutuklu ve hükümlü bulunmasına rağmen kadro açığı var. İnfaz koruma memurlarının yanı sıra psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve öğretmen gibi cezaevlerinde önemli bir yeri olan personel eksikliği bulunuyor. Bazı hapishane idareleri, ortak kullanım alanlarının yeterince kullanılamamasını bu kadro açığına bağlıyor.

Hapishanelerin en önemli ve acil sorunu sağlık ve beslenmeyle ilgili sıkıntılardır. Bakanlığın iaşe için ayırdığı bütçe genel insani ihtiyaçları karşılamamaktadır. Hapishanelerde beslenmeden kaynaklanan ciddi sağlık sorunları yaşanmaktadır. Hapishane revirleri hem donanım hem de personel açısından oldukça yetersizdir.

Hapishanelerdeki kapasite üstü yoğunluk, birçok sorunun nedeni olarak görülüyor. Adalet Bakanlığı küçük ve orta büyüklükteki hapishanelerin sayısını azaltmaya çalışırken, bir de böyle bir sorunun olması merkez hapishanelerde yığılmalara neden oluyor.  Bu bağlamda Denetimli Serbestlik Kanunu’nun kabul edilmesi ve sistemin gelişmesi için yapılan çalışmaları önemsemek gerekiyor. Kanunlarda değişiklik yapmakla sorunların çözülmediğini de belirtmek gerekir. Birçok hapishane personeli hala eski, klasik yönetim anlayışını sürdürüyor. Belli ki uluslararası standartlara uymakta zorlanan personel bulunmaktadır. İyileştirme programı kapsamında tutuklu ve hükümlülere yönelik sosyal-kültürel aktiviteler hazırlanırken, personelin de mesleki eğitimlerden geçmesi gerekmektedir.

İnfaz Koruma Memurları zor koşullarda, kısıtlı imkânlarla çalışmaktadırlar. Bu personele ekonomik iyileştirmelerin ve özlük haklarında iyileştirme yapılmasının yanı sıra sosyal-psikolojik destek sunulması gerekiyor. Son 10 yılda hapishanelerde yaşanan olaylardan en çok etkilenen bir kesimin de infaz koruma memurları olduğu unutulmamalıdır.

Hapishanelerde ‘Denetimli Serbestlik’ konusunda bilgi sahibi olmayan bir mahpus kitlesi var. Hapishane idarelerinin de bu konuda eksik bilgilere sahip oldukları anlaşılıyor. Özellikle koruma kurulları hakkında bilgilendirmeler yapılmalı. Tahliye sonrası mahpusların dışarıdaki istihdamı için,  Koruma Kurullarıyla buluşturulmaları gerekmektedir. Bu konuda kamuoyunu da bilgilendirmeye çok büyük bir ihtiyaç var.

Kültür-sanat etkinliklerinin gerçekleştirildiği hapishanelerde olumlu yönde iyileşmelerin olduğu anlaşılıyor. Bu olumlu değişimi hem personel-hükümlü-tutuklu ilişkilerinde hem de hapishanelerdeki genel atmosferde fark etmek mümkün. Ortak kullanım alanlarının kullanılmadığı bir hapishanede iyileşmelerin olamayacağını düşünüyoruz. Bunun, hapishanelerdeki en önemli sorunlardan biri olduğu kanısındayız. Ortak kullanım alanlarının işletilmediği bir hapishanede, ceza infaz sisteminin cezalandırıcı olacağı bilinmelidir.

Toplam sayıya göre azınlıkta kalan kadın, çocuk ve farklı cinsel tercihleri olan mahpusların genel hapishanelerde bulunmalarının uygulamada birçok problem yarattığı görülmektedir. Sistemin çoğunluğa göre düzenlenmiş olması, azınlıkta kalanlara kısıtlı mekânlarda daha az olanak sağlıyor. Hatta birçok yerde ciddi sorunların ve sıkıntıların yaşandığına tanık olduk. Bu yüzden bazı hapishanelerde kadınların etkinliklere katılma yönünden bir dezavantajları oldukları gözleniyor. Çocuklu kadın hükümlüler için kreşlerin yaygınlaştırılması ve kreş olmayan yerlerde de en azından çocuklara uygun bir ortam sağlanması gerekmektedir.

Kadınların toplum içinde yüz yüze kaldıkları yetersiz eğitim, sosyal konumlarındaki eşitsiz durumları, geleneksel yapı içinde insan haklarından tam yararlanamamaları, iş gücüne katılım sorunları, genel olarak cinsiyet eşitsizliği olarak tanımlanıyor. Hapishanede bulunan kadınların da yukarıda tanımlanan cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanan çıkmazlardan suça yöneldiklerini izliyoruz. Kendi durumlarının farkına varmalarının, haklarını öğrenmelerinin, bilgi ve becerilerinin geliştirilmesinin, sosyal ve kültürel alanlara dâhil edilmelerinin kadınların kendi yaşam çözümlerini bulmalarını kolaylaştıracağını düşünüyoruz. Özellikle kadın sivil toplum kurumlarının bu konuda sorumluluk almaları gerekmektedir.
İzleme Kurullarının adı var ama somut, elle tutulur bir faaliyeti yok. İzleme olmadığı için bir şeyler söylemekte de zorlanıyoruz. İzleme Kurullarına üye seçim usullerinin ve seçiminin yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu kurullar kesinlikle sivil olmak zorundadır. Kurul üyeleri STK temsilcilerinden oluşmalıdır.

Bazı hapishanelerde kütüphaneleri güncelleştirmeye yönelik çalışmalar yapılmakla beraber, birçok hapishanede kütüphaneler ihmal edilmiş durumdadır. Genel olarak mevcut kitapların güncellikten uzak olduğu anlaşılıyor. Eğitimin önemli bir parçası olan kütüphanelerin güncelleştirilerek işlevsel hale getirilmesi gerekiyor.  Kitapların yanı sıra süreli yayınların da kütüphanelere temin edilmesinin farklı ilgi alanları olan bireylerin kendilerini geliştirmesine katkı sunacağı bilinmelidir.
Kütüphaneler okuma alanları olarak değil, kitap bulundurulan depo yerler olarak çalışmaktadır. Mahpuslar liste üzerinden kitap sipariş etmekte, kitabı odasında okumaktadır. Kütüphanede kitapları incelemek ve kütüphanede okumak, kendi başına önemli bir kültürel faaliyettir. Bunun da,  uzman kütüphanecilerin desteğiyle ayrı bir program olarak yürütülmesi çok yararlı olacaktır.

Hapishanelerdeki mahpus sayısı 120 binin üzerine çıkarak cumhuriyet tarihinin en kalabalık sayısına ulaşmış durumdadır. 12 kişilik koğuşlarda 24 kişinin kaldığı bir hapishanede ceza infaz sisteminde iyileşmenin yapılamayacağı çok açıktır. Bu yönüyle de hapishaneler alarm vermektedir. Başta Adalet Bakanlığı ve Hükümet bu alarma kulak verip kalıcı çözümler geliştirmelidir.

Genel hatlarıyla gözlemlerimiz bunlardır. Daha başka şeyler de yazılabilir. Hapishane gerçeğinden bahsederken nokta koymanın doğru olmadığına inanıyoruz. Öyle ki, sorun budur dediğimizde bile eksik kalan şeyler olmuştur mutlaka. Buna benzer birçok nedenden ötürü hapishaneler üzerine yapılan ya da yapılacak olan her projenin bitmemiş bir süreç olduğunun bilinmesi gerekir. 10 yıllık mahpusluğun ardından 10 yıldır da hapishanelere dair proje yapan biri olarak anladığım en önemli şey bu oldu.

Ülkeler Bazında Hapishanelerin Mahpus Mevcutları
Hapishaneler üzerine bir şeyler yapar ve konuşurken diğer ülkelerdeki deneyimlerden yararlandığımızı belirtmem gerekir. Özellikle Uluslararası Ceza Reformu Örgütü’nü burada anmam yerinde olacaktır. Yurt dışı örneklerini bilmemizin, hapishane gerçeğini tanımamız  açısından da oldukça önemli olduğunu belirtmeme gerek yok sanırım.

2010 verilerine göre ülkeler bazında  hapishanede bulunan mahpus mevcutları şöyle,

Amerika Birleşik Devletleri    2,292,133

Çin     1,620,000

Rusya   819,200

Brezilya   494,237

İran   166,979

Ukrayna   152,169

Türkiye   122,404

İspanya   73,520

Almanya   69,385

İtalya   68,795

Fransa   59,655

Buna göre Türkiye dünya sıralamasında, hapishanelerinde en çok mahpus bulunduran yedinci ülke konumunda.

Ülkeler Bazında Bir Mahpusun Yıllık Maliyeti

*ABD’ de eyaletlere göre değişmekle birlikte, 20.000 – 25.000 dolar aralığında değişiyor. ( Kişi başına milli gelir 46.040 dolar)

*Danimarka, kapalı cezaevi için 141.292 dolar. ( Kişi başı milli gelir 54.910 dolar)

  • İngiltere’de 63.900 dolar. ( Kişi başı milli gelir 42. 740 dolar)
  • Türkiye’de 9.230 dolar. ( Kişi başı milli gelir yaklaşık 10.000 dolar)

Bu verilere göre Danimarka hapishanede tuttuğu bir mahpusa kişi başına düşen milli gelirin üç katını, İngiltere 1,5 katını harcarken, Türkiye ancak kişi başına düşen milli gelir kadarını harcamaktadır. Türkiye’deki hapishanelerde bulunan mahpusların günlük iaşe bedeli, bir insanın günlük beslenme ve ihtiyaçlarını karşılaması yönünden çok yetersizdir. Bugün haziran 2011 tarihi itibariyle devletin bakmakla yükümlü olduğu iki grubun, askerlerle, mahpusların günlük iaşe bedelleri arasındaki fark düşündürücüdür. Garnizondaki askere günlük 8 TL iaşe ödenirken, hapishanedeki mahpusa bunun yarısı 4 TL iaşe bedeli ödenmektedir.

Personel Yetersizliği
Aşağıda göreceğimiz bir başka veri de, Türkiye hapishane gerçeğindeki acılı tabloyu gösteriyor. Yine ülkeler bazında çıkarılmış bir veri. Buna göre aşağıda adı geçen ülkelerde yüz mahpusa kaç personel düşüyor, sorusu sorulmuş. İşte cevaplar;

Bulgaristan’da  100 mahpusa düşen personel sayısı  52

Çek Cumhuriyetinde    47

Danimarka   138

Fransa    50

Almanya     51

Macaristan     50

İtalya    81

Hollanda    75

Polonya  32

Romanya 48

İspanya   32

Türkiye   25

Bu tabloya göre seçilmiş 12 ülke arasında hapishanelerinde en az personel çalıştıran ülke Türkiye. Yukarda adı geçen ülkeler ortalamasını 100 mahpusa 60 personel olarak kabul ettiğimizde bile Türkiye hapishanelerinde görev yapan personel sayısı bunun yarısından daha aşağılarda görünüyor.
Bu personel eksikliğini niçin önemsemek gerekir? Çünkü hapishane ziyaretlerimizde yaşanan birçok sıkıntının nedenini  personel azlığına bağlayan bir idari yönetim anlayışı var. Bir hapishanede yaşanan sıkıntıların tümü bununla açıklanamaz ama büyük oranda da sorunların personel azlığından kaynaklandığının bilinmesi gerekir. Hapishane müdürlerinden en çok dinlediğimiz şikayet eksik personel sorunu oldu.  Personel eksikliği giderilmediği müddetçe ortak kullanım alanlarının işlevli olamayacağını söylediler. Biz de bu durumu Cezaevleri genel müdürlüğü yetkilileri ile zaman zaman paylaştık. Bize, personel eksikliğinin Maliye Bakanlığı’nın tasarrufunda olduğunu söylediler. Gerekçe ise, bütçe olmadığından yeni kadro alımı yapılamıyormuş. Ulaştığımız sonuç, bunun bir hükümet politikası olduğu gerçeğidir.

Eski Mahpusların Tepkisi
Proje süresi boyunca bir dönem hapiste kalmış, daha sonra dışarı çıkmış çok sayıda eski mahpusla birebir görüşmelerimiz oldu. 100’e yakın eski mahpusla görüşme yaptık. Bazılarından dışarıda yaşadıkları sorunları yazmasını istedik. Bazılarıyla da söyleşiler gerçekleştirdik. Yazı ve söyleşilerden oluşan  bir eski mahpuslar kitabı çıktı ortaya. Yaşadıkları sıkıntıları çarpıcı anlatımlarla dile getirdiler.
İşte eski mahpus tepkileri;

Avaşin Y;
“… çıkmıştım ama yine de gözaltına alınmaktan, tekrar işkence görmekten kaygı duyuyordum. (…) Bu durum her asker ve polis gördüğümde tekrarlanıyor.”
Dışarıya ilişkin gözlemi ise şöyle;
“Sanırım çıktığımdan bu yana kafamdaki ile gerçek olan hiç uyuşmadı.” 12 yıllık mahpusluğun ardından hayata yeniden başlamak istiyor ama engeller olduğunu şu sözlerle dile getiriyor;
“Beş yıldır dışarıdayım ama dışarı çıkamadım, sayısız engel var. Hayat bir yarış ama ben yarışamıyorum. Daha doğrusu yarışmak istemiyorum, yaşamak istiyorum!”

15 yıl mahpusluğun ardından dışarı çıkmış Mehmet T.  Toplumun eski mahpuslara olan dışlayıcı tutumundan yakınıyor. Eski bir mahpus için bazı şeylerin telafisinin mümkün olmadığını düşünüyor.
“Her şeyin telafisi vardır ama yaşanmamış bir hayatın telafisi imkânsızdır” diyor. Mehmet, dışarıda yaşamını etkileyen şeyin sabıkalı geçmiş olduğunu söylüyor;
“ Bedelini ödediğiniz geçmişinize tutuklusunuz adeta. Siciliniz hapishane olur çıkar. Hayatla ilişkiniz paçanızdan tutan geçmişten kurtulma üzerine kuruludur neredeyse. Yeni bir hayata başlamak ise belki bir ütopyadır, bu hazin boğuşmada. Keşke yel değirmenleri bu kadar acı verici olmasaydı..!

Özgür S. İse 10 yıllık mahpusluk yaşamının ardından topluma karışmış olmanın getirmiş olduğu sıkıntıyı dillendiriyor,
“Topluma karıştım ve kelimenin tam anlamıyla ele geçirilmiş gibiyim. İçerde ele geçirilmişlik gibi bir duygu hissetmemiştim hiç!”

10 yıllık mahpusluğun ardından dışarı çıkmak istemeyen Hüseyin K. İse gerekçesini şöyle açıklıyor;
“… ilk tahliye kararım çıktığında, kesinlikle cezaevinden çıkmak istemeyen bir tarafım vardı. On yıldır yaptığım ve artık kolayca başardığım cezaevi yaşamından sonsuz bilinmeyenli bir ortama çıkmanın hiç çekici gelmeyen bir tarafı vardı.”
Hüseyin K. Hapishaneden çıktıktan sonra sanki yanılmadığını anlamış gibi,
“… insanlar, cezaevinde kaldığınızı ve süresini öğrenince, bir biçimde size artık eskisi gibi bakamıyor, doğal davranamıyorlar. Bir yığın önyargının devreye girdiğini hissediyorsunuz.”

Alıntıladığımız bu tepkileri yan yana getirdiğimizde çok haklı olarak, her eski mahpus, “Çıkarın beni bu dışarıdan!” diyor. Birebir görüşmelerimizde yaşamak istemedikleri dışarıyı anlattılar.

Hapishane sonrası yaşamlarında çoğunluk olarak görünen bazı rahatsızlıklarından da bahsetmek gerekir. 100 eski mahpusla yaptığımız  görüşmelerde öne çıkan rahatsızlıkları şöyle sıralamak mümkün,

  • 100 eski mahpustan 90’ı tekrar işkenceye maruz kalma kaygısı taşıyor.
  • Uzun yıllar mahpus kalmışlarda her 100 kişiden 80’i,  mide ve bağırsaklarından rahatsız. Siyasi davalardan mahpus kalmışlarda  bu oran daha yüksek.
  • 100 eski mahpustan hemen hemen tümünde gelecek kaygısı var. Dışarıda kendilerini en çok düşündüren şeyin bu olduğunu söylüyorlar. Hiçbir ekonomik güvencelerinin olmaması birinci kaygıları.
  • 100 eski mahpustan 90’ınde unutkanlık var. Bu oran uzun süre mahpus kalmışlarda daha yüksek.
  • Eski mahpusların % 70’i ilişkilerde diyalog kuramama sorunu yaşıyor.
  • Görüşme yaptığımız 100 eski mahpusun nerdeyse tamamı uyku bozukluğu sorunu yaşıyor.
  • Eski mahpusların hemen hemen tümü dışarının duyarsızlığından yakınıyor. Bunun sonucunda kırgınlık kalıcı bir refleks olmuş adeta.
  • Günlük yaşamda sürekli bir yorgunluk hali tümünde rastlanan bir başka rahatsızlık.
  • Dikkat dağınıklığı: Karşıdaki kişiye veya bir işe yeterince odaklanamama durumu yaşanan sıkıntılardan birisi.
  • Kendine güvensizlik: Tıpkı taşradan şehre yeni gelmiş bir insanın psikolojisi ile hareket etme. Bunun biraz daha ilerisi, kendini kanıtlama gereksinimi duymak.
  • Dil sorunu: Dilbozumu diyebileceğimiz bu durum daha çok sol siyasi davalardan hapis yatmış eski mahpuslarda yaşanıyor. İçerde kullandığı dille dışarıdaki dilin uyuşmadığına tanık olmak. Örneğin demokrat ifadelendirmesi hapiste solcu eski mahpus için hakaret olurken, dışarıda bir övgü olması gibi.
  • Başarısızlık kaygısı: Hayata bir daha tutunamama ve başarılı olamama endişesi. Bir çok eski mahpusun ortak  rahatsızlığı olarak ifade edilebilir.
  • Hapishane korkusu: Tekrar hapishaneye girme korkusu. Bunun bilinçaltındaki karşılığı dışarıdan korkmak. Diğer bir anlatımla dışarıya dönük özgürlük beklentisinin boşa çıkması.


Eski mahpuslarla görüşmelerimizde dikkatimizi çeken şeylerden biri de şu oldu; Sağlık sorunları yaşayanların büyük çoğunluğu çıktıktan sonra dışarıda ne tıbbi, ne de psikolojik destek alabilmiş. Sigortalı olmadıklarından hastanelere gidemiyorlar. Sayıları az da olsa İnsan Hakları Vakfı’na başvuranlar var. Bunlar daha çok siyasi davalardan hapis yatmış olanlar. İnsan hakları vakfının eski mahpuslara desteği, işkence tedavisi ile sınırlıdır. Bu desteğin ne kadar önemli
olduğu tartışılmaz.  Ama eski mahpusların işkence tedavisinden daha kapsamlı yaşamsal sorunları var. Örneğin % 30’unun hapisten çıktıktan sonra gidecek bir evi adresi yok. Ve bunların tümü işsiz, hepsinin yeniden istihdama ihtiyacı var. Tüm bunlar düşünüldüğünde eski mahpuslardan oluşan bir işsizler ve kimsesizler topluluğu ile birlikte yaşadığımızı unutmamalıyız. Eski mahpusların daha başka sorunları da var. Büyük çoğunluğu hapishaneye dair bir şey duymak ve hatırlamak istemiyor. Birebir görüşmelerimizde beni en çok düşündüren şey bu oldu. Travmaları bol olan geçmişle yüzleşmek istemeyen bir eski mahpus gerçeği var. Eski kadın mahpuslarda bu korku ve kaygı çok daha fazla yaşanıyor. Eski mahpuslar kitabını hazırlarken bu gerçeğin farkına vardım. Bazı eski kadın mahpuslardan geçmiş deneyimlerini bizimle paylaşmalarını istedim. Hapishaneli bir geçmiş üzerine konuşmak yazmak istemeyen bir tepkiyle karşılaştım. “Oraya ait bir şey konuşmak istemiyorum” diyenler oldu. Hapishaneli bir geçmişle yüzleşmenin kolay olmadığını biliyorum. Ama bu geçmişle kaçarak, saklayarak hayata tutunmanın daha bir zor olacağının bilinmesi gerekiyor.

Kamu ve Özel Sektörde Eski Mahpusların Durumu
Bilinen genel ceza hukukunda bir mahpusun topluma yeniden katılımı süreci hapishaneye girdiği andan itibaren başlıyor. Hapisten çıktığı andan itibaren de sona ermiyor. Özellikle uzun süre mahpus kalmış kişilerin hapishane sonrasında mutlak anlamda yardıma ihtiyacı vardır. Bir çok ülkede eski mahpuslara bu yardımı yapan devlet ve sivil toplum kuruluşları bulunmaktadır. Kanada’da “İş Bulma Kurumu” ve “Şartla Salıverme Ulusal Komisyonu”, İngiltere’de “Merkezi Patronaj Derneği”, Danimarka’da “Danimarka sosyal Koruma Kurulu”, İtalya’da “Sosyal Koruma Servisi”, Fransa’da “Salıverilmiş Suçlulara Yardım Komitesi”, ABD’de ise, ilk defa 1776 yılında kurulmuş olan “Mahkumlara Yardım Dernekleri” hapishaneden yeni çıkanlara yardım faaliyetlerini yürütmüşlerdir.  Türkiye’de ise eski mahpuslara yardım faaliyetlerinin tarihinin çok eski olmadığı anlaşılıyor. Türk ceza hukukunda bu konuya ilişkin ilk mevzuatın 1941 tarihli Ceza ve Tevkif Evleri Nizamnamesinin 61/e maddesinde; “Cezaevi Komisyonu azaları, Cezaevinde iyi hal ile cezasını ikmal edip tahliye edilen mahkumların serbest hayatta faydalı bir şekilde yaşamalarını temin için bilgi ve sanatları dahilinde bir iş bulmalarına yardım eder” hükmüne yer verilmiştir. Kanun ve tüzüklerde böylesi bir hüküm olmasına rağmen günlük yaşamda ne kadar işlevsel olduğunu bilemiyoruz. Çünkü kanunda yardım hükmü denilmiştir ama bu yardımın ne olacağı belirtilmemiştir. Daha sonraki dönemlerde eski mahpusların topluma katılımı konusunda özel sektöründe yeni kanunlar çıkartılarak yükümlülük altına alındığını görüyoruz. 1971 tarih ve 1475 sayılı iş kanunu (m.25/b) ve daha sonra 1987 tarihli Eski Hükümlülerin İstihdamı Hakkında Tüzük (m.4) kabul edilmiştir. Adı geçen kanun ve tüzüğün ilgili hükümlerine göre; “İşverenler, elli ve daha fazla sürekli işçi çalıştırdıkları iş yerlerinde, %2 oranında eski hükümlüyü, mesleklerine uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler” Bu yükümlülük yine işverenlerin hükümete baskıları sonucu 26/05/2008 tarihinde özel sektörden zorunluluk olmaktan çıkartılmıştır. Bir çok ülkede, özel sektör daha fazla teşvik edilirken, Türkiye de bu yükümlülüğün özel sektörden kaldırılmasını anlamak akıl işi olmasa gerek. İşyerlerinde eski mahpus çalıştırmamak için para cezaları ödeyen bir işverenler sınıfından söz etmek mümkündür. Hükümet özel sektördeki %2’lik eski hükümlü çalıştırma yükümlülüğünü kaldırarak işverenleri ödüllendirmiş oldu. Kamudaki %2’lik,  Eski mahpus çalıştırma zorunluluğu devam ediyor ama bu %2’lik oran eski mahpusun istihdam sorunlarına yetersiz kalmaktadır. 2010 verileri bu kaygılarımızı doğrulamaktadır. İŞ-KUR’a iş başvurusunda bulunan eski mahpuslardan çok büyük bir kısmı eli boş dönmektedir. Beş büyük ilde yaptığımız veri çalışması sonucu durum şudur;
İstanbul’da 2010 yılında İŞ-KUR’a,  iş başvurusu yapan 517 eski hükümlüden ancak 154’ü işe alınmıştır.
Ankara’da ise 351 başvurudan 71’i işe alınmıştır.
İzmir’de  258 iş başvurusuna rağmen ancak 61 kişi işe yerleştirilmiştir.
Adana’da 186 iş başvurusu yapanlardan 33’ü işe yerleştirilirken,
Diyarbakır’da 136 kişiden ancak 22’si işe yerleşebilmiştir.
Görüldüğü gibi Eski mahpusların İŞ-KUR başvurularının büyük çoğunluğu sonuçsuz kalmıştır. Son yıllarda kamuya çalışan alımlarında bir azalma olduğu da düşünüldüğünde, önümüzdeki dönemlerde Eski mahpusların istihdam sorunları kat be kat artacaktır. Kaldı ki kapılarını açmış eski mahpusları bekleyen bir kamu kuruluşlarının varlığından da bahsedemeyiz. Kamu kurumları Eski hükümlü alımında güvenlik gerekçesini bahane ederek ayrım
yapabilmektedir. Örneğin, Eski hükümlünün herhangi bir sınırlama olmaksızın kamuya ait işyerlerinde çalıştırılmaları esastır denilmiştir ama kamu güvenliği ile ilgili hizmet üreten işyerlerinde eski hükümlü çalıştırılmamaktadır. Bunun için, ‘Adalet, Milli Savunma, İçişleri ve Milli Eğitim bakanlıklarının görüşleri alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından tespit edilir.’ Şartı getirilmiştir. Devlet kurumlarında Eski mahpuslar için açılmış bir beyaz sayfadan söz edemeyiz. Eski mahpuslara şüphe ile yaklaşan bir devlet algısından söz etmek mümkündür.

Devletin Bulduğu çözüm: Koruma Yardım Kurulları
Koruma yardım kurulları 2005 yılında çıkarılan 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulu Kanunu kapsamında kurulmuştur. Kuruluş amacını, yeniden suç işlemenin önlenmesi ve suçtan zarar görenlere zararın telafi edilmesi olarak tarif ediliyor. 2005 yılında İngiliz hukuk sistemindeki ‘Probation’* (Dipnot: denetimli serbestlik, şartlı geçiş)  kavramı  temel alınarak 5237 sayılı TCK ile yasada yer almıştır.  Başsavcılığa bağlı olarak, Çocuk Denetimli Serbestlik, Yetişkin Denetimli Serbestlik ve Koruma Yardım Kurulları şeklinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Türkiye genelinde 134 merkezi bulunuyor. Biz de dernek olarak İstanbul Merkez Şubede kurulun sivil toplum örgütü üyesiyiz. Koruma kurullarının üye profiline bakıldığında üyelerinin sayısal çoğunluğunu kamu kuruluşlarının oluşturduğu görülecektir.  Türkiye’de 134 merkezde 2184 üyeden 1490’ı kamu kuruluşlarından ( Belediyeler, Milli Eğitim Müdürlükleri, İlçe Kaymakamlıkları, Devlet Bankaları, İş ve İşçi Bulma Kurumları, vb.) oluşurken 694’ü sivil toplum örgütü ve işveren örgütlerinden oluşuyor. Bu tabloya göre, koruma kurullarında sivil toplum temsilcilerinin zayıf olduğunu söylemek mümkündür. İller özeline bakıldığında sivil  toplum kuruluşlarının bu kurullardaki sayısal azlığı dikkat çekiyor.

Koruma Yardım Kuruluna Kimler Nasıl Başvurabilir?
Koruma Yardım Kurullarına cezasını tamamlamış, her Eski hükümlü başvurabiliyor. Eski hükümlü yasal yönetmeliklerde şöyle tarif ediliyor; Bir yıldan uzun süreli bir cezadan veya Devlet memuru olmaya engel bir suçtan hüküm giyenleri, cezasını infaz kurumlarında tamamlayanları, cezası ertelenenleri, koşullu salıverilenleri, özel kanunlarda belirtilen şartlardan dolayı istihdam olanağı bulunmayanları ve ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklı bulunanlara Eski Hükümlü denir. Bu vasıfları taşıyan her eski hükümlü bulunduğu ilin şubesine başvuru yapabiliyor. Kurula iş ve yardım talebinde bulunacak Eski hükümlü şu evrakları eksiksiz hazırlayıp kurula sunması gerekiyor; Kısa bir özgeçmiş, Dilekçe, İkametgah belgesi, Eski hükümlü belgesi, Sabıka kaydı, Nüfus Cüzdanı fotokopisi, Vukuatlı Nüfus kayıt örneği, İki adet fotoğraf, varsa diploma ya da sertifika vs. Koruma kurullarının evrak merkezli bu bürokratik işleyişinden yorulan bazı Eski mahpusların daha işin bu aşamasında kurula başvurmaktan vazgeçtiklerine tanık olduk. Hapishaneden yeni çıkmış evi adresi bulunmayan  bir Eski mahpustan  ikametgah adresi istemek ne kadar gerçekçi olabilir üzerinde düşünülmesi gerekmektedir. Yukarda istenen belgeleri hazırlayıp kurula başvuran eski mahpus bir sonraki aşamada Kurul görevlisi uzman psikolog tarafından görüşmeye çağrılır. Uzman kendi görüşüyle birlikte eski hükümlü hakkındaki raporunu kurula sunar. Kurul üyeleri bu rapor üzerinden eski mahpusu değerlendirir. Kurul toplantıları her ilde ayda bir kez yapılır. Her kurul o ayın başvurularını değerlendirir. Koruma kurulları, kurula iş ve yardım talebinde bulunan eski mahpusun bu talebini yerine getirmekle yükümlü kılınmamıştır. Koruma Kurulunun  eski mahpus için işveren kurumlara referans  olmakla yükümlü kılındığını anlıyoruz. Özel sektöre ve kamuya yaptırım gücü bulunmayan bir kurul Eski mahpusların istihdamı gibi bir konuda ne kadar sonuç alıcı olabilir?

Koruma Yardım Kurullarının Durumu

Peki koruma kurulları işlevsel mi?  Amacında belirtilen hedeflerine ulaşabiliyor mu? Saha çalışmalarımızda bu sorunun izini de sürdük. Genel olarak işlevsel olmadıkları anlaşılıyor. Daha iyi anlaşılması için verilere bakmakta yarar var. 2006’da tüm illerde faaliyetlerine başlayan kurulların 2006– 2011 Nisan toplam istatistiği şöyle:

Türkiye genelinde Koruma Kurullarına başvuran eski hükümlü sayısı 12630 iken,  yardım yapılan ve işe yerleştirilenlerin sayısı 3056 kişi. Buna göre kurula başvuranların %30,92’si değerlendirilebilmiş. Tablodan iş ve yardım başvurusunda bulunanların %70’i eli boş dönmüş gözüküyor. Bu kurullardan eli boş dönen her eski hükümlünün dışarıda suç işleme potansiyeli taşımadığını kim inkâr edebilir. Daha önceki bölümlerde hapisten çıktıktan sonra yeniden suç işleyip tutuklananların (18 – 20 yaş) %70’inin 2 yıl içinde yeniden ceza aldıkları düşünülürse, koruma kurullarına iş başvurusu yapanların mutlak anlamda istihdam edilmesi gerekiyor. Koruma kurullarına yapılan iş başvurularının şehirler özelindeki durumu sorunu daha net göstermektedir. Buna göre;

Adana koruma kuruluna 2010 yılında toplam 23 eski hükümlü iş ve yardım başvurusunda bulunmuş, bunlardan ancak 5’ine iş bulunabilmiş.

Diyarbakırda  2010’da 22 başvuru olmuş, burada da ancak 1 kişiye iş bulunabilmiş.

İzmir’de 17 başvuru olmasına rağmen işe yerleştirilen olmamış.

Mardin’de ise iş başvurusu yapan yok.

İstanbul Merkez Şubeye 2006- 2010 yılları arasında 126 başvuru yapılmış, bunlardan sadece 25 eski mahpusa iş bulunabilmiştir. İller  bazında İstanbul’u olumlu örnek sayabiliriz. Burada bile her beş kişiden ancak biri değerlendirilebilmiştir.

Bu verilerin tümü bize, Koruma Kurullarının mevcut durumlarıyla işlevsel olmadığını, kuruluş amacına ulaşmada yetersiz kaldığını gösteriyor. Bu durum kurullardan birinin üyesi olarak ilk başta beni etkilemektedir. Her ay kurul toplantısına iş ve yardım talebinde bulunan eski mahpuslardan trajik yaşam öyküleri dinliyoruz.  Kurula başvuranların büyük çoğunluğu ne iş olursa yapabileceğini söylüyor. Birçoğu 5-10 yıllık bir mahpusluğun ardından hayata tutunmak için “yeter ki iş olsun!” diyor. Buna rağmen büyük çoğunluğu kuruldan  eli boş dönüyor. Peki bunlar kim? İstanbul koruma kuruluna 2006-2010 yılları arasında başvurmuş 100 eski hükümlünün profilini çıkardık. Bu 100 eski hükümlünün yaş ortalaması şöyle:

100 eski hükümlüden 50’si 20-40 yaş arası olurken, diğer 50 kişinin yaş ortalaması 40-60 arası değişiyor.

100 eski hükümlüden 60’ı evli, 5’i boşanmış, 35’i bekâr.

Eğitim düzeylerinin çok düşük olduğu anlaşılıyor.

100 eski hükümlüden 67’si İlkokul mezunu,

11’i Ortaokul,

8’i Lise,

3’ü Üniversite,

11’i  İlkokul terk.

100 eski hükümlünün suç profili ise şöyle:

Cinayet %25

Uyuşturucu %20

Hırsızlık %15

Gasp %13

Dolandırıcılık %13

Yaralama %11

Siyasi davalardan %3

Ayrıca 100 eski hükümlüden 10’ü birden fazla suç işlemiş gözüküyor.



Koruma Yardım Kurulları Üzerine Görüş ve Öneriler
Yukarıdaki verilerden anlaşılması gereken şey, Koruma Kurullarının işlevsiz bir durumda olduklarıdır. Bu kurulların işlevsiz kalmasının önemli nedenlerinden birinin, koruma kurulu modelinin daha kurulurken sorunlu kurulmuş olmasında aranmalıdır. Nedir bu sorun?

  • Kuruluş amacına bakıldığında vizyonu ve misyonu alabildiğine kapsamlı ve iş yükünün ağır olmasına rağmen bu amaçlarına cevap olabilecek araç ve imkânlardan yoksundur. Eski hükümlü gibi sorunlu bir grubun topluma yeniden istihdamını amaçlamak ve görev olarak üstlenmek oldukça iddialı bir girişimdir. Böylesi bir soruna cevap olmak isteyen bir kurulun her şeyden önce bir bütçesinin olması gerekir. Bununla birlikte karar alıcı ve yaptırım gücüne sahip olması gerekir. Oysa koruma kurullarının ne bir bütçesi ne de yaptırım gücü vardır. Bunlardan yoksun bir adli kurulun işlevsiz kalacağını tahmin etmek zor olmasa gerektir. Kuruluşunda önemli misyonlar biçilen bu kurulların bütçeden yoksun bırakılması, bu kurulların işlevsiz kalmasının en önemli nedenlerden biridir. Bu durum koruma kurullarında görev yapan idari personelin atıl durumda kalmasına da neden olmaktadır.

  • Koruma kurullarının temel sorunlarından birisi de bu kurullarda görev yapan personelin ve kurul üyelerinin,  eski hükümlü algısının sorunlu olmasıdır. Bu sorunlu algı, koruma kurullarının kuruluş amacıyla çelişen bir algıdır. Bu kurullara iş ve yardım talebinde bulunan eski hükümlülerin suç durumları, kurul üyelerini olumlu ya da olumsuz etkileyebilmektedir. Özellikle bu durum yüz kızartıcı suçlarda ve siyasi davalardan hüküm almışlarda belirgin biçimde ortaya çıkmaktadır. Böylesi bir eski mahpus algısının ayrımcılığa yol açtığını  söylemek mümkündür. Özellikle siyasi davalardan hapis yatmış eski mahpusların İstanbul gibi bir şehirde 100 kişiden 3 kişi ile sınırlı kalmış olmasının altını çizdiğimiz bu sorunlu algıyla ilgili olduğunu düşünüyoruz. Siyasi eski mahpusların da koruma kurullarına mesafeli durduklarını gözlemledik. Koruma kurullarıyla eski siyasi mahpuslar arasında gergin, dışlayıcı bir denge var. Mevcut durumda devlet kurumlarından beklenti içinde olmayan bir eski siyasi mahpus topluluğu var dışarıda. Koruma kurulları güvenlik tedbirleri kaygısıyla soruna yaklaşırken, siyasi mahpusların yaklaşımı siyasi ve ideolojik bir tutum olarak tarif edilebilir. Aradaki bu sorunlu algı ve sıkıntılı geçmişi telafi edecek bir dengenin tutturulması gerekmektedir.

  • Koruma kurullarının kuruluş amacına bakıldığında, güvenlik kaygısı ve tedbirlerinden yola çıkıldığı anlaşılıyor. Kurul amaçlarını şöyle tanımlamış;
-         Kamu güvenliğinin sağlanmasına hizmet etmek;
-         Mağdura verilen zararın giderilmesi;
-         Eski hükümlünün tekrar suç işlemesini önlemek;
-         Toplumla iç içe olan eski hükümlüleri yeniden topluma kazandırma çalışmalarına destek olarak ceza infaz kurumlarının yoğunluğunu azaltmaktır.
Görüldüğü gibi, bu amaçlar, kamu güvenliğinin sağlanmasına yönelik kaygılarla tanımlanmıştır. Eski hükümlülerin topluma yeniden katılımı, ceza infaz kurumlarının yoğunluğunu azaltmak amacı taşımamalıdır. Bu tür
tanımlama biçimleri, eski hükümlü gibi kırılgan bir grubu dışlayan tanımlamalardır. Uzun yıllar hapisliğin ardından bir insanın toplumla yeniden buluşmasının gerekçesi, ‘kamu güvenliğinin sağlanması ve ceza infaz kurumlarının yoğunluğunun azaltılması’ olmamalıdır.

  • Koruma kurullarının üye bileşenlerine bakıldığında çoğunluğunu kamu kuruluşlarının oluşturduğu anlaşılır. Türkiye genelinde 2184 üyeden 1490 üye kamudan, 694 üye ise sivil toplum kuruluşlarından gelmiş bulunuyor. Sivil toplum örgütlerinin kurullarda sayısal azlığı, kurulların işlevsel olmamasında bir başka önemli etkendir. Eski hükümlülerin topluma yeniden katılımı denilen şey, gerçekte sivil toplumun sorunu sahiplenmesinden geçmektedir. Toplumun dışladığı eski mahpus grubunun sivil toplum örgütleri tarafından sahiplenilmesi ve sorunun çözümünde etkin olması gereken bu örgütler, mevcut durumlarıyla kurullarda yeterince temsil edilememektedir. Kamu kuruluşları, bu kurullarda yasayla yükümlü bulunurken, sivil toplum örgütleri bu kurulların gönüllü üyeleri olmaktadırlar. Biz burada olması gerekenlerden bahsederken, kurullardaki mevcut duruma bakıldığında, sivil kurumların etkin olmadıklarını görüyoruz. Birkaç il özelindeki kurul üyelerinin bileşenlerine bakacak olursak, Adana koruma kurulunun 19 üyesinden sadece 2’si sivil toplum örgütü üyesidir. Antalya’da 24 üyeden 6’si, Diyarbakır’da 16 üyeden 5’i, Denizli’de 16 üyeden 1’i, İstanbul merkez şubede 49 üyeden, 7’si sivil toplum üyesi olurken, İzmir ve Mardin koruma kurullarının  sivil toplum üyesi bulunmuyor. Bu tabloya göre Koruma Kurullarının üye bileşenlerini gözden geçirmesi gerekmektedir. Mevcut durumlarıyla sivil olmaktan uzaklar. Adli bir makam görünümünden çıkarılması gerekiyor. Bir ülkede eski mahpusların toplumla yeniden buluşması denilen şey, geniş anlamda sivil toplumun sahiplenmesi ile mümkün olabilir ancak.
  • Koruma kurullarına hakim olan anlayış bürokratik kamu anlayışıdır. Özellikle kamu kuruluşu temsilcisi üyeler, kurulun amaç ve hedeflerini anlamaktan uzaktırlar. Kurul toplantılarına gelmekle yükümlü bulundukları için katılıyor izlenimi vermektedirler. Kurula iş ve yardım talebinde bulunan eski mahpusun bu kuruldan eli boş dönmesi halinde devlete ve topluma birçok bakımdan bir bedeli olacağı gerçeği göz ardı edilmektedir.
  • Koruma kurullarının hapishane ayağı eksiktir. Tahliye sonrası eski mahpusun ihtiyaç duyacağı yardımı sağlayacak kuruluşları bulmak ve bunlarla teması sağlamak hizmeti hapishane personeli yöneticisine ait olmalıdır.
  • Eski mahpusların toplumsal yaşama katılımı yönünde Koruma Kurullarının hükümlüye psiko – sosyal destek sunması gerekir. Ancak koruma kurullarında bu ihtiyacı karşılayabilecek klinik merkezlerin olmaması önemli bir eksikliktir. Uzun yıllar hapis olmuş bir insanın dışarıya hemen uyum sağlaması kolay olmamaktadır. Oluşturulacak rehabilite merkezleri bu dışarıya uyumu sağlayabilecek bir ara denge noktası olabilir.
  • Hapishane sonrası eski mahpusa sağlanacak imkanlar, kalacak bir yer, iş ve asgari ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla para yardımı olmalıdır. Bu yardımlardan yoksun biri, dışarıda yeniden suç işleme potansiyeli ile karşı karşıya bırakılmış demektir. Koruma kurulları bu tedbirleri üstlenebilecek bir işlevselliğe kavuşturulmalıdır.
Mahsus Mahal Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı Aytekin Yılmaz





KAYNAKLAR
Adalat Bakanlığı CTEGM
Adalat Bakanlığı Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığı
İstanbul, İzmir, Adana, Diyarbakır, Mardin Denetimli Serbestlik Şube Müdürlükleri
Türkiye İş Kurumu İstastikleri
Mahsus Mahal Derneği
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği
Türkiye İnsan Hakları Vakfı
 
Cultural Studies and Literature Blog. Design by Pocket